Atatürk ve Türk Ocakları

Yeni Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda, çok önemli fonksiyonlardan birisini de Türk Ocakları ifa etmiştir. 10 Nisan 1931’de 276 şubesi ve 30 bini üyesi ile Türk Ocakları, ülkemizin en dinamik, hatta denilebilir ki, birinci derecedeki kuruluşlardan birisi idi. Atatürk, yurt gezilerinde mutlaka Türk Ocaklarının şubelerini ziyaret eder, Ocaklılarla sohbetlerde bulunur, konuşmalar yapar, hatıra defterlerine duygu ve düşüncelerini yazardı. Bu bölüm, Atatürk’ün Türk Ocaklarında yaptığı konuşmaları ve hatıra defterlerine yazdıklarını ihtiva etmekte, ayrıca, Türk Ocaklarının kendisini feshetme sebepleri üzerinde, kısa da olsa, durmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa’nın Türk Ocakları Geziler

1912 yılından 1920 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde otuz şubesi açılan Türk Ocakları, 9 Eylül 1922’de kazanılan Büyük Zaferden sonra çok büyük bir ilgi görmüş, 1922 yılı aralık ayı sonuna kadar on dokuz adet Ocak şubesi açılmıştır. Bu sayı bir yıl dört ay sonra yani 1924 yılı nisanında yetmiş bire ulaşmıştır. Türk Ocaklarına gösterilen ilginin bu kadar fazla olmasının sebebi nedir? Savaştın yeni çıkmış, yanmış, yıkılmış bir vatan üzerine bine bulamayınca çadır içine açılan (Karacabey Türk Ocağı Şubesi gibi) Türk Ocaklarının kısa bir süre içinde yeşermesi nasıl açıklanabilir?

Altıncı Kurultay Delegeleri Atatürk ile Birlikte (1930)

Türk Ocaklarını zaferden sonra bir sürede ve çok sayıda şubelerinin açılmasının en büyük sebebi, Mustafa Kemal Paşa’nın Ocaklara sahip çıkma tutum ve davranışıdır. Ocak mefkuresinin çok önceden Anadolu’ya yayılmış olmasının da bundan elbette tesiri olmuştur. Adana, İzmir, Bursa, Konya, Giresun, Ödemiş v Salihli’de önceden Türk Ocakları şubelerinin faaliyet gösterdiği de bilinmektedir.

Kastamonu’da Türk Ocağı şubelerinin açılışı ile ilgili Açıkgöz Gazetesinde yayınlanan bir yazıda “Kastamonu’muzda Türk Ocağının dün gece resmen açılmasıyla şimdiye kadar mevcut olmadığı manasını çıkmamasını söylemek isteriz. Çünkü Gençler Kulübü, Türk Ocağı olduğu gibi, Memleket Yurdu da Türk Ocağından başka bir şey değildi.” şeklinde verilen bilgiden Türk Ocağı mefkuresinin değişik adlar altında kurulan dernekler aracılığı ile Milli Mücadele döneminde de yaşatıldığı görülmektedir. Kastamonu Türk Ocağında olduğu gibi, bazı Ocaklar, değişik adlar altında faaliyet gösteren derneklerin Türk Ocağına dönüşmesi ile kurulmuştur. (Adana Türk Gücü, Bergama Birlik Yurdu, Buldan Bilgi Yurdu, Simav Gençler Çalıştırma Yurdu, Söke Fikir ve İdman Yurdu). Bu gibi derneklerin Türk Ocağına dönüşmesinde Mustafa Kemal Paşa’nın teşviklerinin de tesirli olduğu söylenebilir.

Mustafa Kemal Paşa, Meşrutiyet döneminden milliyetçi, halkçı ve medeniyetçi fikirlerini savunan, Türk aydınlarını ve gençliğini çatısı altında toplayan, Mütareke döneminde milli uyanışı sağlamada büyük yararlıkları görülen Türk Ocaklarını, maddi ve manevi yönden destekleyerek, Ocaklar vasıtasıyla çağdaş Türkiye ülküsünün halk arasında yayılmasını amaçlamıştır.

Bu gayesini gerçekleştirmek için, bağımsız savaşının yorgunluğunu daha üzerinden atmadan Aralık 1922’de İstanbul Türk Ocağına üç bin lira, Ocak 1923’de Ankara Türk Ocağına bin lira, Mart 1923’de İzmir vilayetinde kurulmakta olan Türk Ocaklarına harcanılmak üzere iki bin lira maddi yardımda bulunmuştur.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, yurt gezilerinde Türk Ocaklarına ayrı bir ilgi göstermiştir. Hemen her gittiği şehirde Türk Ocaklarını ziyaret ederek ayrı adlar altında çalışan derneklerin, Türk Ocağı adı altında birleşmelerini, öğretmen ve gençlerin Ocaklarda toplanmalarını tavsiye etmiş, halkı aydınlatıcı en canlı konuşmalarını Ocaklarda yapmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, 23 Ocak 1923’de Bursa, 5 Şubatta Akhisar, 6 Şubatta Kırkağaç, 19 Şubatta Uşak, 15 Martta Adana, 17 Martta Mersin, 20 Martta Konya, 23 Martta Afyonkarahisar Türk Ocakları şubelerini ziyaret ederek, Ocaklılar ve halk ile görüşmüş, bu görüşmeler sırasında devlet ve millet hayatında dair önemli konuşmalar yapmıştır.

Bursa Türk Ocağı şubesinin açılış töreni bizzat Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılmıştır.

Türk ocağı Tekirdağ şubesinin yeniden açılışı dolayısıyla Gazi Mustafa Kemal Paşa, Tekirdağ açılışa davet edilmiş, gelememesi halinde imzalı bir fotoğrafı rica edilmiş. Mustafa Kemal Paşa, açılışa katılamayınca, Ocağın şubesine göndermiştir.

Uşak Türk Ocağında

“Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz benim nasihatım budur ki, içinizden her hangi bir adam çıkar, şan, şeref, davası güder ve teferruat etmek isterse, başınızın belasıdır. İlk önce kafası kırılacak adam budur. Mensup olduğum Türk Milletinin şanı, şerefi varsı benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım, şerefim vardır. Asla gayri değilim. “Milli Türkler, her şeyden ziyade harsi millilerde çok kuvvetlidirler. Bu kuvvet sayesindendir ki, asırların vurduğu darbeler karşısında mevcudiyetini müdafaaya muvaffak olmuştur”

Adana Türk Ocağında

“Efendiler, millet vasıl olduğu mertebe saadette daha çok seneler dikkat ve intibahla hem ahenk olarak çalışmağa mecburdur. Hakki zafer muharebe meydanlarında değil, asıl zafer muvaffakiyetlerin menafini kuvvetlendirmek, milleti yükseltmektir. Eminim ki, gençler yalnız nazariyatla meşgul değillerdir. Sanatın, ziraatın, ticaretin ne olduğunu anlayan ve bunları fiilen tatbik eden gençlerdir. Hakiki muzafferiyete ancak bu gibi müsmir sahalardaki faaliyete varacağız”

“Bir milleti yaşatmak için bir takım temeller lazımdır. Ve bilirsiniz ki bu temellerin en mühimlerinden biri sanattır. Bu millet sanattan ve sanatkardan mahrum ise tam bir hayata malik olamaz. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur. Bir millet sanata ehemmiyet vermedikçe büyük bir felakete mahkumdur. Sanatın ehemmiyetini takdir etmeli ve bu takdirin, bu günün icabına göre, lazım gelen vesait tevessül ile olacağını anlamalıyız”

Konya Türk Ocağında

“Bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakiyatından istifade edelim. Lakin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz.

Arkadaşlar,
Bir milletin namuskar bir mevcudiyet şayanı hürmet ve mevki sahibi olması için, o milletin yalnız alim ve mütefennin bulunması kafi değildir. Her ilmin, her şeyin fevkinde bir hassaya sahip olması hazımdır ki, bu da milletin muayyen ve müspet bir seciyeye malik bulunmasıdır.

Dünyanın bize hürmet etmesini istiyorsak, evvela biz, kendi benliğimize hürmet edelim, benliğimize ve milletimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün afal ve harekatımızla gösterelim, bilelim ki, milli benliğini bulmayan milletler, başka milletlerin şikarıdır”

Konya Türk Ocağında

“Bilirsiniz ki, milliyet nazariyesini, milliyet mefkuresini çözüp dağıtmaya çalışan nazariyelerin dünya üzerinde tatbik kabiliyeti bulunamamıştır. Çünkü tarih, hadiseler ve müşahedeler, insanlar ve milletler arasında hep milliyetin hakim olduğunu göstermiştir. Milliyet prensibi, aleyhindeki büyük ölçüde fiili tecrübelere rağmen yine milliyet duygusunun öldürülemediği ve yine kuvvetle yaşandığı görülmektedir”

Afyonkarahisar Türk Ocağında

“Genç arkadaşların,

Ben zannediyorum ki efradı umumiyei milletin hiçbirinden fazla yüksekliğe malik değilim, benden fazla teşebbüs görüldüyse bu benden değil, milletin muhassalasından çıkan bir teşebbüstür. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanı temayülatınız bana nokta istinat teşkil etmemiş olsaydı, bendeki teşebbüsatın hiç biri olamazdı”

Ankara Türk Ocağında

“Efendiler,
Sizinle müşerref olmak bu itimadımızı daha devam ettirmek benim için büyük bir saadet teşkil ederdi. Görüyorsunuz ki, vakit ilerlemiştir. Sizin kıymetli zamanlarınızı daha ziyade alma istemem.

Sizinle müşerref olmak, benim için mucibi memnuniyet olmuştur. İnşallah yakında, yakından temas etmeğe nail olurum.

Şimdiye kadar askerlik ve siyaset sahasında vücuda getirilen zaferin irfan sahasında da temin edileceğin ümit ederim. Allahaısmarladık”
(14 Ocak 1923)

Türk Ocağının çalışmalarında ve verilen bilgilerden memnun olan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ocağın hatıra defterlerine, Ocakları öven yazılar da yazmıştır:

Adana Türk Ocakları Hatıra Defterine Yazdıkları:

“Adana Türk Ocağı, Türklük nurunun feyyaz membaı olsun. Bu Ocağın ateşi çok pek çok kadimdir. Onu asırlarca söndürmeye çalışmaktan hali kalmadılar. Fakat buna her teşebbüs edenin Ocağı söndü. Çünkü o müteşebbisler düşünmüyorlardı ki Adana Türk Ocağı en asil Türk Ocaklarının kızgın ateşleriyle tenmiye olunmuştur. Ocağın bugünkü nuru ve alevi her kalbi aydınlatıyor. Ben bugün bu alevin sıcak temasında derin sevinç ve saadet hisleri duydum!

15 Mart 1339 (1923)
Mustafa Kemal

Konya Türk Ocağı Hatıra Defterine Yazdıkları:

“Konya, muhtelif Türk devletleri yaşamış öz Türk vatanıdır. Konya asırlardan beri tüten büyük bir Türk Ocağıdır. Türk harsının esaslı membalarından biridir. Konya Türk Ocağı, Konya Türlüğünün hakiki bir timsali olmalıdır. Bu Ocaktan milletin hissini, mefkuresini daima ısıtacak, nurlandıracak parlak alevler semalara yükselmelidir, o kadar ki bu alev vatanın bütün ufuklarında aydınlıklar vücuda getirilebilsin. Konya’nın genç dimağları, müteşebbis, cesur, sebatkar evlatları, Ocağınıza sahip olunuz. Bütün kara manialar, Ocağınızın ateşi karşısında derhal yanıp kara duman olmağa mahkumdur”

(20 Mart 1023)
Mustafa Kemal

Kırklareli Türk Ocağı Hatıra Defterine Yazdıkları:

“Kırklareli Türk Ocağında çok kıymetli arkadaşlarla geçirdiğim zamanın hatırasını, ölmez hislerle saklayacağım”

20 Aralık 1030
Gazi Mustafa Kemal

Afyonkarahisar Türk Ocağı Hatıra Defterine Yazdıkları:

“Afyonkarahisar Türk Ocağı azası ile bugün müşerref oldum. Ocakta geçen dakikalar birbirimizi anlama ve dinlemek için güzel esileler bahşetti. Çok memnunum. Bilhassa Karahisar halkının, gençliğinin, münevverlerinin, kıymetli tahassüslerini, hakimiyet-I milliyetin muhafazasındaki kat’I azimlerini kendi heyecanlı lisanlarından işitmek benim için pek çok ve (…) mucip olmuştur. Karahisar mühim mevkiisinin icap ettirdiği bütün inkişaflara mazhar olacaktır. Çünkü burada yanan Ocak, Türkün en temiz kalplerinden feyz alıyor”

24 Mayıs 1339 (1923)
Gazi Mustafa Kemal

1924 yılında yaptığı yurt gezilerinde 9 Şubat günü Kuşadası ve Söke Türk Ocaklarının açılış törenlerine katılmış, 19 Eylülde Giresun’da Bilgi Yurdu’nu ziyaretinde, gençlerden derneğin adının Türk Ocağı olarak değiştirmelerini, ayın gün Ordu’dan geçerken de Ordu Gençler Kulübünün, Türk Ocağına çevrilmesini ve bütün gençlerin Ocak etrafında toplanmalarını istemiştir.

4 Ekim Sarıkamış, 7 Ekim Kars, 11 Ekim de Şebinkarahisar Türk Ocaklarını ziyaret ederek Şebinkarahisarlı gençlere hitaben:

“Ben, bu şehri çok beğendim. Bu sevgimin temadisine alem olmak üzere şarkı Karahisar adının Şebinkarahisar olarak tashihini teklif ediyorum… Kalkınacaksınız, mesut olacaksınız” demiştir.

Mustafa Kemal Paşa, 1924 yılında itibaren toplanan Türk Ocakları kurultaylarına ve kurultay delegelerine sevgi ve ilgi göstermiştir. 24 Nisan 1924 günü toplanan Türk Ocakları kurultayında delegelerden oluşan bir heyeti kabulünde Yeni Türk Devletinin kuruluşunda en çok Türk Ocaklarına güvendiklerini, 26 Nisan 1925 günü Türk Ocakları ikinci kurultayında yaptığı konuşmada Türk Ocakları gibi sosyal kuruluşlar duyulan ihtiyacı belirterek, “Bu boşluğun Türk Ocakları tarafından doldurulduğunu ve Türk inkılabının Ocaklara dayandığını”, 26 Nisan 1926 ve 28 Nisan 1927 Türk Ocakları kurultaylarında da Ocakların faaliyetlerinden memnun olduğunu ifade ederek şunları söylemiştir:

“Arkadaşlar, Türk Ocaklarının başlıca iştigal mevzularından biri inkılaplarımızdır. Bu, şu şekilde prensipleştirilmiştir. Terbiye ya milli ya dini olur. Biz dini terbiyeyi aileye bıraktık. Milli terbiyeyi de devlete bıraktık, aldık. Mekteplerimizde ve bütün kültür müesseslerimizde milli terbiye esas kabul edilmiştir.Ttuttuğumuz yol budur. Çocuk dini terbiyesini ailesinden alacaktır. Bu arada ilahiyat fakültesi gibi, dini terbiye edecek müessesler kurmak üzereyiz. Fakat bu zaman meselesidir”

Ayrıca bu kurultayda milliyetçiliği şiar olarak aldıklarını belirterek “… biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçiyiz. Cumhuriyetimizin mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın evladı ne kadar Türk harsı ile meşbu olursa o camiaya istinat eden cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur” demiştir.

Türk Ocakları merkez binasının yapımını yakından takip etmiş, inşaat esnasında ziyaret etmiş, bina hizmete girdikten sonra da buradan yürütülen çalışmaları yakından izlemiştir.

13 Ocak 1925 Adana, 20 Ocak Tarsus, 22 Ocak Mersin, 28 Ocakta Silifke Türk Ocağı şubelerini ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Paşa, Silifke Türk Ocağını hatıra defterine,

“Silifke Türk Ocağını, bu muhit için kıymetli bir feyiz ocağı olarak gördüm. Mensuplarını tebrik ederim” ibaresini yazmıştır.

23 Ağustos, 1025’te Kalecik, 26 Ağustos İnebolu, 30 Ağustosta Kastamonu, 24 Eylülde Bursa Türk Ocaklarını ziyaret etmiş, ocaklılar ve halk ile görüşmüştür.

9 Ekimde Balıkesir, 10 Ekimde Akhisar ve Manisa, 11 Ekimde İzmir, 12 Ekimde Kemalpaşa ve Bornova, 17 Ekimde Uşak ve Afyon, 18 Ekimde Konya Türk Ocakları şubelerini ziyaret eden Gazi, ocaklıların çalışmalarından memnun olduğunu ifade etmiştir.

1930 yılında yaptığı yurt gezilerinde, 7 Martta Antalya, 12 Martta Dinar, 24 Kasımda Çarşamba, 26 Kasımda Samsun, 27 Kasımda Trabzon, 18 Aralıkta İstanbul, 20 Aralıkta Kırklareli, 25 Aralıkta Edirne Türk Ocağı şubelerini ziyaret etmiş ve Kırıklaleri’nde Ocaklılara şu ifadelerde bulunmuştur:

“… Benim harstan anladığım,bir milleti meydana getiren cemiyet,yani milleti düşünün. Bir millette kaç türlü hayat tasavvur olunabilir?Devlete hayatı, fikir hayatı iktisadi hayat,yani ticari,zirai hayat değil mi?

Her millet,devlet hayatında,fikir hayatında,iktisadi hayatında bir şeyler yapar, işte bu üç hayatın toplamına ve sonuçlarına hars denir. Bizim devlet hayatımızda, bilindiği gibi, Osmanlı siyaseti gayri mütecanis unsurlardan ve maddelerden meydana gelmiştir. Bunlardan bir halita yapmak mümkün olmadığı için, Osmanlı siyaseti idi. Bu siyaseti ilan edip, yaygın hale getirmekle beraber fikri, içtimai, iktisadi hayatı ilerletmek gerekir, bu üç şeklin hayattaki gelişme dereceleri birleştiği zaman, ortaya o milletin harsı çıkar. Bazıları harsla, medeniyeti ayıramazlar. Bundan maksat, devlet fikir ve iktisadi hayatıdır ki, bu o milletin harsıdır. Bilindiği üzere her milletin kendine mahsus bir harsı vardır. Hars, bu hassa ve karakterlerle ifade edilir. Bence de en ilmi olanı, harsla medeniyeti birleştirmektir. O zaman Ocakların kültür (hars) olarak ifa edecekleri vazifenin niteliği kendiliğinden ortaya çıkacaktır”.

Ocağa ve ocaklara düşen görevleri de 18 Aralık 1930’da İstanbul Türk Ocağını ziyaretinde şöyle belirmiştir:

“Son seyahat esnasında ziyaret ettiğim bütün Ocaklarda beni çok memnun eden bir faaliyete, bir canlılığa tesadüf ettim. Bilhassa Türk Ocaklarının bulundukları merkezlerde faydalı bir takım hizmetlerle halk üzerinde çok müsait bir tesir bıraktıklarına şahit oldum. Şimdi burada gördüğüm gibi milletin bir çok güzide münevverleri Türk Ocaklarında toplanmışlardır. Sizi böyle etrafımda gördüğüm bu anda son seyahatimin diğer hatıralarını da zihnimde uyandıran Türk Ocaklarının faaliyetinden duyduğum derin memnuniyeti ifade etmekle çok mütehassisim (…) Siz milliyetçi zümre, halkla konuştuğunuz vakit yüksek sesle söylemeyi unutmayınız. Yüksek ses bir imanın ifadesi olduğu vakit tesir yapmaktan hali kalmaz. Oğrunda çalıştığınız büyük mefkureyi,ki halkın kalbindedir, fikir halinden bir his haline getirmelisiniz. Demokrasinin ne olduğunu halka anlatmak, madde madde izah etmek lazımdır. Cumhuriyeti, onun icabatını yüksek sesle anlatınız, onlara cumhuriyet prensiplerini sevdiriniz. Bunu kalplere yerleştirmek için hiç bir fırsatı ihmal etmeyiniz. Ayrılmadan evvel bir daha tekrar ediyorum. Sizin gibi bir takım ihtisas şubelerine mensup güzide münevverlerimiz karşımda görmekten ziyadesiyle memnunum”

Türk Ocaklarının C.H.F ile birleşmesi 1931 yılında yaptığı yurt gezilerinde 5 Ocakta Bursa, 2 Şubatta İzmir, 3 Şubatta Aydın, 4 Şubatta Nazilli, 7 Şubatta Balıkesir, 11 Şubatta Adana, 1 Martta Konya Türk Ocağı şubelerini ziyaret ederek “Ocakların Cumhuriyet Halk Fırkası ile birlikte çalışması” gerektiğini ifade ederek bu konudaki memnuniyetsizliğini de belirmiştir.

3 Şubat 1931 Salı günü Aydın Türk Ocağını ziyaretinde Ocağın C.H.F il ilgisini şöyle ifade etmiştir.
“Türk Ocakları, Cumhuriyet Halk Fırkasının hars şubesidir. Fırka millete mürebbilik yapacak, ilim, iktisat, siyaset ve güzel sanatlar gibi bütün hars sahalarında vatandaşları yetiştirmek için pişvalık edecektir. Ocaklılar, Cumhuriyet Halk Fırkasının programını vatandaşlara izah etmekle asıl vazifelilerini yapmış, mefkurelerine en büyük hizmeti ifa etmiş olurlar…Gayemiz, bu çok faydalı olduklarına katı kanaatimiz bulunan yol üzerine de milleti hem ahenk olarak yürümekten ibarettir”

17 Şubat 1931’de Adana Türk Ocağında da Türk Ocağı ve siyasetten bahsederek bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade etmiştir:

“Arkadaşlar,

Memleketin gençliği ile muallimleri ile karşı karşıya bulunuyoruz. Muallimler bir nokta nazardan memur mütalaa edildikleri için siyasetle işgal edemezler, diye bir prensip ifade olunur. Bu itibarlar bütün devlet memurları siyasetle iştigal etmez. Yani memur ve muallimlerin vazifeleri o kadar çok ve mühimdir ki, bütün hayat ve zamanlarını buna hasretseler ancak resmi vazifelerini hüsnü ile ifa etmiş olurlar. Fakat açık söylemeliyim. İntihapta reyleri kullanırken, şüphesiz onlar da bir fikre bir programa bir ideale rey vereceklerdir.bu günkü hükümet ve fırkamız arzu eder ki, bütün muallimler, bütün memurlar, bütün vatandaşlar reylerini kendi lehine istimal etsin. Muallimler ve memurların hükümetin istinat ettiği Fırkanın bundan memnun olacağını zannetmek doğru olmaz. Rey veren muallimin ve memurun reyinde vicdanen müsterih olması için her halde Cumhuriyet Halk Fırkasının takip ettiği programın isabetine fikren kani olması lazımdır. Binaenaleyh bütün vatandaşlar, programı iyi tetkik etmeli, diğer karşı çıkacak programlarla mukayese etmeli, nihayet görülecektir ki bu millet için en doğru ve faydalı olan program Fırkamızın takip ettiği programdır. Biz bu kanattayız.

Muhterem arkadaşlar,

Muallimler ve bütün gençler ocak azası olarak da ifa etmeğe mecbur oldukları vazifenin çok yüksek olduğunu taktir ederler. Bir arkadaşımız “Biz milliyet fikirlerini dağıtıyoruz” dedi. Tabii bu yolda öteden beri sarf edilen gayretlerin devam edeceğine şüphe yoktur.

Yalnız milliyetin en bariz vasıflarından biri dildir. Türk Milletindenim diyen insan her şeyden evvel behamahal Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk harsına, camiasına mensubiyetini iddia ederse buna inanmak doğru olmaz”

Gazi Mustafa Kemal Paşa, memleket gezisinin sonunda Türk Ocaklarının Cumhuriyet Halk Fırkası ile birleştirilmesini kara verir. Bu kararını 25 Mart 1931 tarihinde Ruşen Eşref aracılığı ile basına şöyle açıklar:

“Milletlerin tarihinde bazı devirler vardır ki muayyen maksatlara erebilmek için maddi ve manevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamette sevk etmek lazım gelir. Yakın senelerde milletimiz böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin verdiği mühim neticeleri idrak etmiştir. Memleketin ve inkılabın içerisinden ve dışından gelebilecek tehlikelilere karşı masuniyeti için büyük milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır. Teessüs tarihinden beri ilmi sahada halkçılık ve milliyetçilik akidelerin neşir ve tamime sadakat ve imanla çalışan ve bu yolda memnuniyeti mucip hizmetleri sepkenmiş olan Türk Ocaklarını aynı esasları siyasi ve tatbiki sahada tahakkuk ettiren Fırkamla bütün manasıyla yekvücut olarak çalışmalarını münasip gördüm. Bu kararım ise milli müessese hakkında duyduğum itimat ve emniyetin ifadesidir. Aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir”.

T.B.M.M.’ nin Yardımı

Yeni Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Büyük Millet Meclisi, milliyetçilik mefkuresinin odak noktası olan Türk Ocaklarından sevgi, ilgi ve yardımını hiç bir zaman esirgememiştir. Aralık 1923’de yüz altmış dört milletvekili tarafından imzalanarak T.B.M.M başkanlığına verilen bir önergede şu görüşlere yer veriliyor.

“Bundan on bir sene evvel Türk Milleti içinde milliyet fikirlerini neşretmek ve Türk gençliğini siyasi fırkaların fevkinde milli bir mefkure etrafında toplamak üzere Türk ocağı namıyla bir müessese vücuda getirilmişti. Bu müessese, eski imparatorluğun her biri hususi ve kavmi maksatlar takip eden anasır arasında Türkler vahdeti milliye şuuruna malik kılmak için, şifahi ve takriri telkinin her şeklinden istifade etti. İstanbul’da ve taşrada mütarekeden evvel açılmış olan otuz şubesiyle konferanslar, serbest dersler, müsamereler, sergiler tertip etmek suretiyle İstiklal harbinin ve bugünkü hükümeti milliyetin istinatgahı olan düsturlara çok meşkur hizmetlerde bulundu. Türk Ocağının harsi ve ilmi mesaisi yanında hayra ait birçok gayretleri de sepketti. Aileden veya servetten mahrum yüzlerce Türk çoğunun doğrudan doğruya himayesi altına alarak mektepler yetiştirdi. Tedavi ettirdi. Türk medeniyetini tanıtmak için koleksiyonlar vücuda getirdi. Türk Ocağını milliyet düsturu namına cihan muvacehesinde istiklal mücadelemizin ruhuna azami hizmet etmiş bir müessese diye tanıyoruz. İstanbul’da İngilizler, İzmir ve Bursa’da (Yunanlar ve müstevliler) Türk Ocaklarını diğer müesseslerden evvel kapattılar. Müstevliler, milli ordumuz tarafından vatan topraklarından atıldıktan sonra ani bir hareketle Anadolu’nun ve Rumeli’nin muhtelif köşelerinde atılmış kadar Türk Ocağı açıldı. Çünkü Türk halkı bu müesseslerin hizmetlerin her tarafta takdir etmiştir. Harsi, ilmi, iktisadi ve medeni vazifesi her zamandan daha büyük olan Türk Ocakları’nın Ankara’da işgal ettiği bina bu müessese tarafından sarf edilen binlerce liralık bir masrafla mükemmel bir hale ifrağ edilmiştir. Emvali metruk eden olan bu binanın hayatı milliyeti bütün cihanca maruf olan Milli Meclis tarafından Türk Ocağına kıymeti miktar mukabilinde terk ve tahsis edilmesini teklif ediyoruz”

Millet Meclisinin yardımından sonra kamu kuruluşları da Türk Ocaklarına yardım yapmaya başlarlar. Rejim idaresi, Türk Ocaklarına her yıl üç bin lira para vermeyi kararlaştırır.

Bakanlar Kurulunun Kararı

Bakanlar Kurulu’nun 2 Aralık 1924 tarihli toplantısında, Türk Ocaklarının kamu yararına çalışan bir dernek olduğu kabul edilir. Bu münasebetle vilayetlere tebliğ edilen kararname sureti aşağıdadır:

Karar Numarası: 1117

On iki senedir halkçılık ve milliyetçilik düsturlarını memleketin en uzak köşelerinde neşir ve tamime çalışana Türk Ocaklarını ifayı vazife hususunda daha ziyade mahzarı teşkilat olabilmesi zımnında menafi-ı umumiyeye hadim cemiyetler meyanına ithali için cemiyetler kanununun o yedinci maddesi mucibince tasdik olunması talebini havi Dahiliye Vekaleti celilesinin 8 eylül 1940 tarih ve Emniyeti Umumiye Müdüriyeti 17744/4498-10185 numaralı tezkeresi İcra Vekilleri Heyetinin 2.12.1340 tarihli içtimaında bedel kıraat Türk Ocaklarını menafi-i umumiyeye hadim olduğu kabul edilmiştir 2.12.1340

Türkiye Reisicumhuru
Mustafa Kemal

Bakanlar Kurulunun 3 mayıs 1925 tarihli toplantısında da Türk Ocaklarına yardım edilmesi kararlaştırılmıştır. Bu konudaki Bakanlar Kurulu kararı şöyledir.

“Harsi ve medeni inkişafımıza başlıca avamilden addolunan Türk Ocaklarını vazifelerinde muvaffak olmalarını temine çalışmak Hükümetin siyaseti icabatındandır. Binaenaleyh rüesayı idarenin Türk Ocaklarına müzaheret-ı mütemadiye ile bunların terakki ve tekamüllerine muavenet edilmesi mültezimdir”

Bakanlar Kurulunca kabul edilen bu karardan sonra Bakanlıklar, taşradaki kuruluşlarına Türk Ocaklarına yardım yapmaları için tebliğler yayınlamışlardır. Milli Eğitim Bakanlığının tebliğinde söyle deniliyor:

“On üç seneden beri imparatorluğun Türklük aleyhine teessüs etmiş akidlerine rağmen millet ve milliyet fikirlerini neşir ve telkine azami muvaffakiyetle çalışmış ve bugünkü milli idarenin ve inkılap düsturları için manevi zemini hazırlamış olan Türk Ocakları hakkında her surette muavenette bulunmanız tamamıyla mahalline mazruf bir hizmetiniz olacaktır. Türk Ocaklarını inkişafına çalışmak halk ve Hükümetin muhtaç olduğu en esaslı istinatgahlardan birini takviye ve i’la etme demektir. Bu itibarla sizin ve bütün meslektaşlarımızın, milli şuurun intibah ve teessüsünde bezlettiği mesai ile tarihi bir mevkii olan Türk Ocağı hakkında daimi müzaheretlerini rica ederim efendim- Maarif Vekili”

Öte yandan İçişleri Bakanlığı da 26 şubat 1927 tarihinde Türk Ocaklarının maddi ve manevi yönden desteklenmesi için aşağıdaki tamimi yayınlar:

“Yıkılan imparatorluğun enkazı arasında istiklaline ve memleketine sahip bir Türk Milletinin doğuşuna saik olan esbap meyanında şüphesiz milliyet fikirlerini ilk mübeşşiri ve naşiri olan Türk Ocaklarını hürmetle anmak lazımdır. Gençliği ve münevver zümreyi, milli ve içtimai gayeler etrafında şuurlu ve mütesanit bir kitle halinde toplayan bu kıymetli müessesemizin takviye ve inkişafını temin ile vatanın her noktasında teshil eylemek çok mühimdir. Binaenaleyh, Ocaklara vilayetlerin imkanının azami nispetinde maddi ve manevi muaveneti deriğ etmemelerini sureti mahsusada rica ederim efendim.

Dahiliye Vekili M. Cemil.”

Türk Ocaklarının Kapanma Sebepleri

Türk Ocaklarının kapatılması ile ilgili olarak bu konuda bir araştırma yapan ve bunu doktora tezi olara 1989 yılında İnkılap Tarihi Enstitüsünde başarı ile veren Dr. İbrahim Karaer’in Türk Ocakları ve İnkılaplar adlı eserinden şu satırları aynen alıyoruz:

“Serbest Cumhuriyet Fırkasının feshinden sonra, ülkede yeniden etnik partili siyasi hayata dönülür. Halkla yeterince bütünleşemeyen Cumhuriyet Halk Fırkanın yeniden teşkilatlanması çalışmalarına hız verili. Sosyal hayatın bir gereği olan kuruluşlara çekidüzen verilmeye çalışılırı. Bu çalışmalar yapılırken gündemin birinci maddesi Türk Ocaklarına ayrılır. Önce Türk Ocakları Merkez heyeti başkanlığına, eski Serbest Cumhuriyet Fırkası Genel Başkanı Fethi Bey’in getirilmesi düşünülür. Bu düşünce daha sonra tekzip edilir. Türk Ocaklarının yeniden düzenlenmesi,fikri, giderek halkı aydınlatmak için yeni bir teşkilatın, halkevlerinin kurulmasına dönüşür.

Atatürk’ün Türk Ocaklarını partinin içine almalarını ne zaman verdiğini , basında çıkan haberlere dayanarak söylemek oldukça zordur.

Falih Rıfkı (Atay) , 25 Şubatta yayınlanan “Gazi geliyor” başlıklı yazısında, Gazi’nin yurt gezisinde söylediklerinden 11 maddelik bir netice çıkarıyor. Bu yazısında, Türk Ocakları ile ilgili olarak “Gençliği toplayan Türk Ocakları, inkılap fırkasına sıkıdan sıkıya bağlıdırlar. Türk Ocakları Halk Fırkasının programındaki esasları telkin ve neşredeceklerdir. Bu hars yuvalarında Halk Fırkasından olmayanların faaliyet ve telkinlerde bulunmalarına müsaade edilemez” diyor. Yazının yayınlandığı tarihe kadar, Ocakları kapatmak yerine , Ocak , Parti ilişkisini kuvvetlendirmek düşüncesinin yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Falih Rıfkı, 5 Martta yayınlanan “Gene Kadro” başlıklı yazısında da, Türk Ocaklarının canlandırılması Cumhuriyet Halk Fırkası daya üyelerinin eğitiminde daha etkin görevlendirilmesi konularını işler.

13 Mart tarihli Babalık gazetesinde yayınlanan bir haberde, Türk Ocaklarını o güne kadar korudukları bağımsız durumdan çıkara, Cumhuriyet Halk Fırkasının Kültür kuruluşları haline dönüşeceği ve partinin şubesi halinde yönetilecekleri bildirilir. Bu haber 18 Mart tarihli gazetelerde de verilir. 20 Martta yayınlanan haberde, Hamdullah Suphi Beyin Ocağın tarih görevini ifa ettiği düşüncesinde olduğu, ocakların kapanmasından sonra bütün Ocak binalarının halkevleri olarak kullanılacağı, Parti Merkezinin Türk Ocağı Merkez binasına taşınacağı, Ocak matbaasının parti Neşriyat Encümeni emrine verileceği, Faşist teşkilatını andırır bir teşkilat yapılacağı duyurulur. Daha sonra yayınlanan bir haberde, Faşist teşkilatını andırır bir teşkilat kurulmasının düşünülmediği belirtilir. Türk Ocaklarının feshedileceği, gayri resmi olarak ilk defa 20 Martta kamuoyuna açıklanır. Falih Rıfkı (Atay), “Fırka ve Gençlik” başlıklı yazısında Türk Ocaklarını dinamizmi, inkılapçı karakteri açık bir şekilde ortaya konulmakta, siyasi hayatta Cumhuriyet Halk Fırkasına rakip olacağı endişesiyle, partiye katılmasına karar verildiği düşüncesi vurgulanmaktadır.
Bir başka yazıda Türk Ocaklarının partiye takılmasının iki sebebi olduğu, bunlardan birisinin Cumhuriyet Halk Fırkasının gençliğin fikri ve siyasi eğitimlerinde rehber olmaya karar vermesi, ikincisi olarak gençliğin tek elden yönetilmesinin amaçlandığı belirtilmektedir.

Gazi, Türk Ocaklarını Cumhuriyet Halk Fırkasına katılması ile ilgili olarak Ruşen Eşref (Günaydın) aracılığı ile basına görüşlerini açıklar. Bu açıklama 25 Mart 1931 tarihli gazetelerde yayınlanır. Türk Ocaklarının, Cumhuriyet Halk Fırkasına katılması hakkındaki kararı açıklanmazdan önce, Türk Ocaklarına nasıl bir şekil verileceği de tartışılır. Özellikle Atatürk, yurt gezisinde konuştuğu Ocaklı gençlerin, inkılapları desteklemekle beraber, siyasi meselelerle fazla ilgilendiklerini ve ülkenin idaresinde liberal bir tutuma taraftar olduklarını , buna karşılık başında bulunduğu Cumhuriyet Halk Fırkası kadrolarının, kendi çıkarları peşinde koşan, işe yaramaz birtakım insanlarla dolduğunu görür. Kurduğu Cumhuriyeti Türk gençliğine emanet eden ve gençliğin en iyi şekilde yetiştirilmesi gereğine inanan Atatürk, Ankara’ya dönüşünde bu konuda Ocakların genç ve uyanık kadrolarında yararlanmayı düşünür. Sayıları 250’ye ulaşan, milli heyecan ve duygular içinde çeşitli fikir akımlarını ve siyasi ihtirasların sömürüsüne açık buluna Türk Ocakları, Cumhuriyetin ve inkılapların bekçisi olarak ülke yönetimine hazırlamanın gerekliğine inanır.

Atatürk önce memleket meseleleri ve politika ile yakından ilgili gördüğü bu aydın kitlesini, Genel Sekreterliğini Hamdullah Suphi Beyin yapacağı, yeni bir parti etrafında toplamayı düşünür. Hamdullah Suphi’nin Serbest Cumhuriyet Fırkasına yakınlığı sebebiyle külüket ve parti üyeleri bu görüşe karşı çıkarlar, yeni bir parti kurulması veya Hamdullah Suphi Beye Cumhuriyet Halk Fırkası içine alarak, bu genç ve hareketli kitleden yararlanılması düşüncesi ağırlık kazanır. Bu düşüncenin gerisine, C.H.F çevrelerinde kolayca muhalefet saflarına kayabilecek,, bu büyük ve dinamik kitleyi kendi bünyeleri içinde eritmek, onu faal durumdan uzaklaştırmak böylece siyasi hayatta rakipsiz kalmak düşüncesi de vardır.

Türk Ocakları hakkındaki kesin karar anının yaklaştığı günlerde, konu Çankaya köşkünde de görüşülür. Türk Ocaklarını alacağı yeni şekil karara bağlanır. Gazi’nin 25 Mart tarihli açıklamasından sonra kanuni formaliteler tamamlanarak 10 Nisan 1931 tarihinde, Cumhuriyet Halk Fırkasına katılması ve bütün mallarının devredilmesi hakkındaki komisyon kararı, oybirliği ile kabul edilir”

Türk Ocakları Niçin Fesholundu?

Milliyetçi, halkçı ve inkılapçı kuruluşların güç birliği etmeleri gerekçesiyle, kendini fesheden Türk Ocaklarının kapanma sebepleri hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır.

Türk Ocaklarını kapatmak siyasi gelişmelerin bir neticesi midir? Siyasi gelişmelerden yalnız Serbest Cumhuriyet Fırkası olayı Türk siyasi hayatında ileride alınacak kararların başlangıcını teşkil etmesi bakımından önemlidir.

Başta Atatürk olmak üzere, devlet yöneticilerince toplumsal kuruluşların yeniden organize edilmesi ihtiyacı duyulduğunda, özellikle 1991 yılından beri ülke yönetiminde söz sahibi olan Cumhuriyet Halk Fırkasının güçlendirilmesi ele alınır. Cumhuriyet Halk Fırkası, nasıl güçlendirilebilir sorusu, Türk Ocaklarını gündeme getirir. Bu kuruluşların yasalarında (3. Madde) 1927 yılından beri Devlet siyasetinde Cumhuriyet Halk Fırkası ile beraber oldukları yazılıdır. Türk toplumunda en ücra köşelere kadar yayılmış iki teşkilatı vardır. Biri Türk Ocağı, diğeri parti. Gençleri bünyesinde toplayan Ocaklar, partiden daha aktiftir. Parti müfettişleri Serbest Cumhuriyet Fırkası denemesinde, genel merkezlerine gönderdikleri raporlarda, “Türk Ocağı teşkilatının bulunduğu yerlerde partinin teşkilat kuramaz olduğunu” belirterek, tedbir alınmasını isterler. Ocakların, zamanla Cumhuriyet Halk Fırkasına muhalefet edebilecekleri endişesi, zihinlerde yer eder. Cumhuriyeti ve inkılapları korumak için tek parti düzeninin devamına karar verilir. Tek parti, tek meclis, tek şef. Türk Ocaklarını kapatılması bu kararın bir parçasıdır. Bu karara bağlı olarak Cumhuriyet Halk Fırkasında da değişiklikler yapılmış, illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar parti başkanlıkları ile görevlendirilerek Devlet-parti bütünleşmesi gerçekleştirilmiştir.
Çeşitli Görüşler

Mustafa Baydar’ın eserinde de sıralandığı gibi, Türk Ocakları’nın kapatılması ile ilgili çeşitli sebepler iler sürülmüştür.

a) Rusya’nın Ankara Büyükelçisi İ. Z. Suritch (Suriç) Yoldaş Türk Ocaklarının Rusya’daki Türklerle fazla ilgilenmesinden duyduğu kuşkuyu Dışişleri Bakanı Tevfik Ruştü Aras’a bildirerek bu konuda bir tedbir alınmasını istemiştir

b) Türk Ocakları için hazırlanan marşların bazı mısraları, milli sınırları zorlayan ve dünyaya taşmak isteyen duygular taşımaktadır.

c) Mustafa Kemal Paşa, Türk Ocaklarını kendi siyasi partisi için büyük bir rakip olara görmüştür.

Tanrıöver Ocakla ilgili bir hatırasında şunları söylemektedir.

“Türk Ocakları Merkez Binası’nın açılmasından bir hafta önce Mustafa Kemal Paşa’yı binayı görmeğe davet ettim. Büyük girişin sağ tarafında bir mermer levha üstüne kendisinin Gençliğe Hitabı yazılmıştı. Onu okudu ve karşıda boş duran diğer kitabe mermerine ne yazılacağını benden sordu.

“… Buraya Namık Kemal’in bir ihtilal şiirini kazdırmayı düşünüyorum” dedim bir saniye durmadı. Cevabından çok hoşnutsuz olduğunu yüzünde onu karşılayanlar hep beraber seyrettik…”

Ocakların kapatılışı konusu üzerinde Dr. Hasan Ferit Cansaver’in anlattıkları şöyledir:

“Bir devle kuran adam, etrafında cereyan eden fikir hareketlerini çok yakından takip etmek zorundaydı. Türk Ocakları bir eğitimden geçerek teşekkül etmedikleri için bu Ocakların şubelerin kuran arkadaşlar, daima siyasi bir faaliyet gösteriyorlardı. Günün birinde bu kuruluşlar şekillenirse belki siyasi bir parti halinde kendi karşısına çıkabilir diye düşünmüştür.

Halk Partisinin bazı müfettişleri, merkeze yazdıkları raporlarda, Ocakları bu halde bırakacak olursanız adam bile asacaklardır, gibi iddialar ileri sürüyorlardı. Bir müfettiş de ocakların teşkilat kurdukları yerlerde, Halk Fırkası teşkilat kuramıyor, yerleşemiyor, diye şikayet ediyordu. Tabii böyle haberler alınca Gazi de kendi emri altında çalışacak Halkevlerini kurmayı düşünmüştür.

Türk Ocakları Nizamnamesi’ndeki çalışma tarzını, iyice kavrayabilmiş bir halde değindi. Nizamnamenin ilk maddesi, müessesenin yalnız ilmi ve sosyal çalışmalar ile meşgul olacağını emrediyordu. Böyle bir çalışmak tarzına alışmamış ve bu fikirleri gerçekleştirmek için gerekli bilgiye sahip olmamış bir çok arkadaş, kendi bulundukları yerlerde belediye seçimlerine karışıyorlar ve Hükümeti kendi istedikleri yola getirmek için bazı hareketler yapıyorlardır. Halbuki eldeki nizamname açıktı. Bizim böyle işlerle uğraşmamız doğru değildi. Merkez, yeni kurulmuş şubeleri istediği gibi kontrol edebilecek bir otoriteye sahip olamamış bulunduğu cihetle bu nevi hareketleri önlenmesi de mümkün olmuyordu”

1929-1930 yıllarında Türk Ocaklarını genel sekreterliğini yapmış olan Uluğ İğdemir, bu konuda şunları söylüyor:

“Atatürk, Türk Ocaklarını çok severdi. Hatta ilk defa olara Türk Ocakları bünyesinde kurmuştu.

Bursa’da, Atatürk’e Ocaklı gençlerin çeşitli memleket meseleleri üzerinde birtakım sorular sormaları onu çok memnun etmişti. Bunu üzerine kendi partisinin mensuplarına hitaben:

“Nedir bu durumunuz? Herkes ellerini kavuşturmuş elpençe divan duruyor. Siz de ocaklı gençler gibi uyanık olun” demişti.

Fakat günün birinde Bandırma Türk Ocağı, Belediye Seçimleri için aday göstermeğe kalktı. Kendi adamlarını yazarak Halk Partisi’ne karşı liste yaptı. Bu şekilde bu kültür kuruluşları asıl gayelerinden uzaklaşmış oluyordu. Bunun Saffet Arıkan bir az büyüterek mesele yaptı. Nihayet Manisa Milletvekili Mustafa Fevzi’de Türk Ocakları’nın kapatılması için gerekli hukuki formaliteyi hazırladır”

Ocakları kapatılması üzerine Samet Ağaoğlu’un görüşleri ise şöyledir:

“Türk Ocakları’nın kapatılmasında, bunların günün birinde siyasi bir teşekkül haline geçmeleri ihtimali de rol oynamıştır. Denilebilir. Serbest Fıkra kurulduğu zaman vilayetlerdeki Ocaklıların birçoğunun bu fırkaya yazılmış olmaları, bu bakımdan haklı bir kuşku doğurmuştur”

“… Ocaklılara askerlik eğitimi gördürülmesi başka türlü yorumlanıyor. Hamdullah Suphi’nin ocakları gerektiğinde bir işaretle her şeyi yapabilecek kuvvet haline getirmek istediği söyleniyordu.”

Adile Ayda, Türk Ocakları ve Atatürk’le ilgili bir hatırayı şöyle nakletmektedir:

“Serbest Fıkra hikayesinden beş altı ay evvel, yani 1030 yılının başında, Atatürk orada Türk Ocaklarının çalışmalarına ilgi gösterir, daha doğrusu ilgi göstermekle söze başlar ve sonra bir az ser bir sesle:

– Ne yapar bu İlim Ve Kültür Heyeti? Diye sorar.

Etraftakiler bir azar tonu ile sorulmuş bu soru karşısında şaşırırlar. Atatürk de şöyle devam eder:

-Haydi diyelim iki, lirik mensupları tarihimizi araştırıyorlar. Ya harsı temsil edenler? Onlar ne yapar?
Gazi bu soruyu bilhassa Mehmet Emin Bey’e bakarak sorar ve ısrarla:

-Evet, ediplerimiz, şairlerimiz ne yapıyorlar? “Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur” anladık fakat o zamandan beri koskoca bir İstiklal Harbi, bir Milli Mücadele geçirilmiş, Hani bunu mevzu yapan milli şairlerimizin milli şiirleri?

Mehmet Emin Bey; bu sözler karşısında bayılacak gibi olur, dili tutulur ve cevap veremez. Fakat kendisini Milli şairi korumakla görevli sayan Hamdullah Suphi Bey şöyle der:

-Türk Milletinin İstiklal Mücadelesi başlı başına bir destan mevzuudur. Destanlar ise uzun çalışmalarla meydana gelir. Firdevsi Şehname’yi 30 yıla yazmıştır. Elbette Milli Şairimiz Türk’ün epopesini yazmağa başlamıştır bile…

-Milli kahramanları terennüm etmek biz şairleri vazifesidir. Benim de büyük emelim budur. Yeter ki, kalemim sizin yarattığınız harikaları anlatmaya layık olsun…”

Atatürk’ün Bursa Türk Ocağını ziyaretinden sonra bir gün, Hamdullah Suphi ile aralarında şöyle sertçe bir konuşma geçmiştir:

– Hamdullah, hangi Türk Ocağına gitsem, hepsi memnun olmayanlarla dolmuş, bana neler sormadılar, neler söylemediler.

-Tabii Paşam, onlar başlarında bir Sultan değil, bir Cumhurbaşkanı olduğunu biliyorlar ve onun için çekinmeden içlerini döküyorlar. Onlar böyle konuşmaya sizin getirdiğiniz yeni rejim alıştırdı.”

Bu hatırasını Mustafa Baydar’a anlatan Hamdullah Suphi, sözlerini şöyle bitirmişti: “Yavrum, hiç bir zaman ikinci olmaya tahammül edemezdi”

1911 yılında İstanbul Üniversitesinde Tanrıöver’in öğrencisi olmuş Ocaklılardan Burhaneddin Develioğlu, Türk Ocaklarının kapatılmasını şöyle anlatıyor:
“… Artık Serbest Fırka hareketleri başlıyor. Sene 1930-191, Hamdullah Suphi’nin günlük gazetelerde ve Türk Yurdu’nda diye bir makalesi çıkıyor. Ve altında da Türk Ocakları Merkez Heyeti Reisi diye imza atıyor. Bu yazı, demokratik bir idarenin memlekette kurulmasını savunuyor. Halk partisini bu yazı çok kızdırıyor. Ocaklılardan bir çoğumuz, Türk Ocağına siyaset soktu diye Reisimizi tenkit ediyoruz. Serbest Fırkanın memlekette uyandırdığı bu ihtilal havası herkesi telaşa veriyor.

Atatürk, yanında kalabalık bir maiyet ile yurt gezisine çıkıyor. Batı ve Güney Anadolu’nun mühim merkezlerini gezdikten sonra Eskişehir’e kadar olan gezisinin yankılarını şu şekilde öğreniyoruz: “bizim teşkilatımız fikir bakımından tamamen bize yabancı insanlardan teşekkül etmiş, asıl inkılabı zümreyi Türk Ocaklarında gördüm. Yapılacak şey, bu partiyi kapatmak., Türk Ocaklarını kendi partimiz olarak tutmak ve Hamdullah’I da Umumi katip yapmak”

Gazi’nin bu düşüncesi bizi şaşırtıyor. Ankara’ya gelene kadar bu düşüncesini yanındaki arkadaşlarına söylüyor. Fakat Ankara’ya gelip de İsmet Paşa ile görüşünce bu fikir değişiyor. Yerine Türk Ocaklarını kaldırma ve onun bütün üyelerini fırkanın kuracağı Halkevlerine almak, bu suretle inkılabı ve Atatürk’ün başta Hamdullah Suphi olmak üzere bizleri ne kadar üzdüğünü anlatma çok güç…

O zamanın adeti üzere bir akşam Çankaya’daki toplantıya Hamdullah Suphi Bey de davet ediliyor. Toplantıda Gazinin yanında bulunması alışılmış olan kimselerden başka Celal Bayar, Sadri Maksudi, Siir Mebusu Mahmut (Soydan) Bey, Reşit Galip ve Vasıf Çınar Beyler de bulunuyor. Bunlardan son ikisi eski Ocaklı arkadaşlarımızdan Vasıf Beye Atatürk söz veriyor. Vasıf, Atatürk inkılaplarından sonra artık Türk Ocaklarına yapacak bir iş kalmadığını, Ocakların vazifesini doğrudan doğruya hükümetin ele aldığını, bundan ötürü bu kuruluşun, tarihi vazifesini tamamladığını söylüyor. Ocaklı Reşit Galip be de aynı fikirleri tekrarlıyor. Celal Bayar, Sadri Maksudi ve Siir Mebusu Mahmut bey bu fikre itiraz ediyorlar. Hamdullah Suphi Beye sıra gelince, Paşam, Vasıf ve Reşit Galip Bey arkadaşlarım yanılıyorlar. Bir mektebin, bir hastanenin hiç bir zaman vazifesi bitmez. Yeni nesiller gelir, mektep devam eder. Yeni hastalar gelir, hastane devam eder. Ünyon Fransez, Kasa İtalyana yüzlerce seneden beri değil yalnız memleketlerinin sınırları içinde, yabancı ülkelerde de kendi milli kültürlerinin yayılması için çalışıyorlar” diyor.

Müzakere,evvelce alınmış esaslı bir karar dairesinde devam ediyor. İtiraz edenler de itirazlarından vazgeçiyorlar. Türk Ocağının artık yapacak işi kalmadığına dair bir rapor hazırlanıyor. Ve sıra ile orada bulunanların hepsi imzalıyor. Hamdullah Suphi’ye gelince o imzalamıyor. İmza töreni bittikten sonra bu raporu Atatürk’e veriyorlar. Atatürk soruyor: Hamdullah Suphi Bey’in imzası var mı?”

Olmadığını öğrenince raporu yırtıp atıyor, vaziyet çok gergin. Türk Ocaklarını tarihte mal etmek isteyenler tekrar konuşmaya başlıyorlar. Rapor tekrar mal etmek isteyenler tekrar konuşmaya başlıyorlar. Rapor tekrar yazılıyor. Toplantıda bulunanlar yeni baştan imzalıyorlar. Sıra Hamdullah Suphi’ye gelince bu ağır baskıya artık karşı duramıyor. O da imzasını atmak zorunda kalıyor. Mesele tamamlanmıştır.

Türk Ocağı Kurultayını davet ediyoruz. Halk Partisinin çabası ile Mebuslar kendi bölgelerindeki Türk Ocaklarında delege olduklarına dair belgeler alarak Ankara’da toplanıyor. Hemen hiç bir Ocak kendi aralarından bir delege göndermiyor. Çünkü hepsi matem içindedir. Kurultay toplanıyor. Akhisar mebusu Mustafa Fevzi efendi, bu hareketin hukuki tarafını düzenleyen bir karar sureti hazırlıyor. Partisine bıraktığına dair bir tutanak düzenliyor. Artık her şey tamamdır bu kararlar alınırken toplantılar bulunmağa tahammülümüz yok. Cemil Uybadın, Adliye Vekili Mahmut Es’ad (Bozkurt) ile beraber Ocağın muhteşem, büyük mermer kapısı önünde bekliyoruz. Rahmetli Mahmut Es’ad Bey’in gözlerinden yaşlar damladığını bugün bile bütün canlılığı ile hatırlıyorum. Artık, o zamanlar çok kullanılan bir deyimle Türk Ocağı da tarihe karışmıştır”

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestShare on TumblrEmail this to someonePrint this page